Kendimizi Kandırmayalım


7/12/2007 · Kategori: Erzurum

Sabahın 7’sinde kalkıp bir şeyler atıştırdım ve İspir’e gitmek için hazırlanmaya başladım. İşim olmasa sabahın bu saatinde kalkar mıyım? Deli miyim ben? Genelde Orhan Bey’in arabasıyla İspir’e giderim. İspir’de ne işin var diye sormayın. Pazaryolu’nda genellikle resmi ilerimi halledemiyorum da ondan gidiyorum. Belki inanmayacaksınız ama APS atmak için bile Pazaryolu’ndan kalkıp İspir’e gittiğim olmuştur. Bu faaliyetlerimi ilginç kılan Pazaryolu’nun da bir ilçe olması ama bu tür işlerimi ilçemizde yapamıyor olmam.
         

Dedim ya bir iş için İspir’e gidiyorum. Bindik arabaya. Hoş sohbet birisidir Orhan Bey. Bir zamanlar kızı, küçük Asiye’nin öğretmenliğini yapmıştım; o vesileyle tanışıyoruz Orhan Bey’le. Konuşa konuşa yol alırken bir taraftan da etrafı sarıp sarmalayan sis perdesinden görebildiğim kadar uzaklara, karlı dağlara bakmaya çalışıyordum.

Pazaryolu ile İspir arasındaki asfalt yol akıllara zarar bir yoldur. Anlatılmaz yaşanır cinsinden bir yol. Bu yol her sene deforme olur. Bir yılı aşkın bir süredir bu güzergahta yol yapım çalışmaları devam ediyor. Biraz da genişletme çalışmaları yapılıyordu. Gidiş gelişlerimde bu çalışmalara tanıklık etmiştim. Çalışmalar bittiğinde mükemmel bir yolun bizleri beklediğini sanıyordum. En azından öyle hayal ediyordum. Bugünkü İspir seyahatimde yolun bittiğini gürünce çok sevindim. Ama bu sevincim kursağımda kaldı. Neden mi? Daha yolun 2-3 kilometresini geçmiştik ki, yolun bazı kısımlarında göçüklerin meydana geldiğini gördüm. Yol aldıkça bu göçük sayısının yolun birçok noktasında meydana geldiğini gördüm. Yol, eskisinden daha beter bir hale gelmişti. Gidilecek gibi değildi. İş makineleri tonlarca kayayı yine göçüklerin olduğu yerlere yığıyordu.

Bu işin sorumluları kim bilmiyorum ama işlerini hiç de iyi yapmadıklarını gördüm. Yeni yapılmış yolun bu hale gelmesinde ben değil kim yapmışsa onlar sorumludur. Anlaşılan o ki işlerini doğru dürüst yapamamışlar. Bizleri kandırmışlar.

Bu tür çalışmaların harcama giderleri sizin, benim ödediğimiz vergilerle yapılıyor. Ödediğiniz vergiler yol olarak geri dönecektir derken devlet bizi kandırdı sanırım. Çünkü ödediğimiz vergiler sadece yol yapım çalışmaları değil yeni yapılan ve bir ay içinde göçerek eski halinden daha beter bir hale gelen yolların tamir çalışmalarına gidiyor. Bu çalışmaları kontrol eden bir mekanizmanın olduğunu sanmıyorum. Eğer kontrol edenler var ise işlerini tam anlamıyla yerine getirmediklerini açıkça söylüyorum.

Yeni yapılan Pazaryolu-İspir yolunun bir ay gibi kısa bir sürede neden bu hale geldiğini sorsanız kendilerince...

Uyarı:

Makalenin devamına www.aykutkorkmaz.com adresinden ulaşabilirsiniz... 

Yorum (1) Yorum yaz!

Kar, Kızak ve Çocuklar


14/11/2007 · Kategori: Erzurum

Kaydıkça o yol daha da kayganlaşıyor, kayganlaştıkça da kızaklarının hızı dizginlenemez oluyor. Yol öyle bir hale geliyor ki, buz pateni pistine dönüyor. Bu kaygan yoldan geçen arabaların ve yayaların sağa sola savrulduklarına şahit oldum. Kaygan yoldan nasibine düşeni alan bir beyefendinin ayağa kalktıktan sonra çocukları bir güzel haşladığını gördüm. Çocuklar oralı olmayıp kaymaya ve eğlenmeye devam ediyorlar.

Hava yavaş yavaş kararmaya başlayınca çocuklar evlerine dönmeye başladılar. Ve bir gün daha çocukların bu eğlencelerini seyretmekle geçiverdi. O gün orada kaymayı okeyde çifte dönmeye tercih ederdim. Büyüdük ya bazı şeylerden mahrum kaldık. Bir kızak da ben mi alsam?

Uyarı:

Bu makalenin devamına www.aykutkorkmaz.com adresinden ulaşabilirsiniz...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Saçlar Ağarıvermiş


30/10/2007 · Kategori: Erzurum

Zaman ne kadar hızlı akıyormuş da meğer ben farkında değilmişim. Dünün çocuklarını karşımda birer delikanlı veya büyümüş genç kız olarak gördüğümde malum sona bir adım daha yaklaştığımı hissediyorum. Ben bu çocukların küçüklüklerini daha dün gibi hatırlıyorum. Aynaya baktığımda simamda pek bir değişlik hissetmesem de meğer zaman su gibi akıp gidiyormuş.

2004 yılında geldim Pazaryolu’na. Küçük bir hesap yaptığımda o yıl okula yeni başlayan çocukların şimdilerde 4. sınıfta olduklarını görüyorum.

75. Yıl YİBO, Pazaryolu’nun tek yatılı okulu olma özelliğine sahip. Bu okulda en haşır neşir olduğum sınıf 6/A sınıfıydı. Tabiî ki bundan dört yıl önce 6. sınıf idiler. 29 Ekim kutlamaları vesilesiyle okul bahçesinde yapılan törene katıldım. Kutlamaların ardından YİBO’ya bir çıkayım dedim. Okulun hemen girişince bir sandalyenin etrafına dört öğrencinin toplandığını gördüm. O tarafa yöneldiğimde bu öğrencilerin bir zamanların 6/A sınıfı öğrencilerinden olduklarını anladım. Fotoğraf makinemi kaptığım gibi bastım deklanşöre. Fakat bir tuhaflık vardı. Ben, zaman denen illetten o kadar kopmuşum ki onları hala ilköğretim öğrencileri sandım. Ancak onlar çoktan bitirmişler ilköğretimi de haberim yok. Şimdilerde 9. sınıf olmuş arkadaşlar. Orta öğretimin yeni ve ışıl ışıl parlayan yeni güneşleri çoktan sıralarındaki yerlerini almışlar. Dört yıl içerisinde o heyecanlı, güler yüzlü ve sevecen tavırlarından pek de bir şey kaybetmemişler. Hepsinin gözleri umut ve sevgi doluydu. Onlar; güzel ülkemin, güzel geleceğinin, güzel insanları.

Uyarı:

Bu makalenin devamına www.aykutkorkmaz.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Sehitlerin Gölgesinde 29 Ekim


30/10/2007 · Kategori: Erzurum

Kutlamalar, Türk kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Adeta bir şeyler olsa da kutlasak diye bekleriz. Düğünü bekleriz, mezuniyeti bekleriz, askere gidiş ve dönüşü bekleriz, çocuğumuzun doğumunu bekleriz… Bu kutlamaların bazılarını ya dinîleştirip ya da millîleştirip kutlarız. Ülke çapında bugün de kutlamalar yaşanıyor. Bu kutlamalar, şehidin kanıyla sulanmış ay ve yıldızın, bayrak olarak bir ulusun her karış toprağında “özgürce” dalgalanmaya başladığı günü temsil ediyor. Genç Türk devletinin yönetim şekli 29 Ekim 1923’te cumhuriyet olarak belirlenmişti.

İlk heyecan 84 yıl önce yaşanmıştı. 29 Ekim, yeni bir devletin yıkıntılar ve işgal günlerinden sıyrılarak dimdik ayağa kalktığını simgeleyen bir gün olarak tarih sayfaları arasında yerini aldı. Kutlamalar her yıl büyük bir coşkuyla icra edilirken bu yılki kutlamalar geçmişe nazaran çok sönük geçti.

Size bu yılki kutlamaları anlatmadan önce gelin isterseniz 29 Ekim kutlamalarının tarihine kısaca değineyim. Bilmeyen öğrenmiş, bilen de hatırlamış olur. Batı Cephesi’nde işgalci Yunan kuvvetlerinin geldikleri yere gönderilmesiyle, Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı. Böylece kurtuluşa giden yolun askerî safhası sona erdi. Ancak kafasında bin tilki dolaşan sömürgeci devletlere masada yenilmemek gerekliydi. Sonradan Millî Şef olarak anılacak olan İsmet İnönü, Lozan’da bu tilkileri bir bir avladı. Lozan imzalanmadan önce 29 Ekim 1923 tarihinde genç devletin yönetim şeklinin cumhuriyet olduğu kabul edildi. Bu önemli gün, Atatürk’ün de bizzat katıldığı törenlerle ülkenin her yanında kutlanmaya başladı.

Bugün de ülkemizin her bölgesinde, atalarımızdan kalan bu önemli ve anlamlı gün, törenlerle kutlandı.

Pazaryolu’nda da her yıl olduğu gibi 29 Ekim kutlamaları yapıldı. Fakat bu kutlamaların daha öncekilerden bir farkı vardı. Dikkatimi çeken ilk unsur, fazla bir kalabalığın olmamasıydı. Daha önceki kutlamalarda halkın yoğun ilgi gösterdiğine şahit olmuştum. Halkın gösterdiği ilgiyle aynı oranda öğrenciler tarafından hazırlanan etkinliklerde de bir düşüş gözlemledim. Bunu son günlerde sayıları onlarla ifade edilen şehitlerimize bağlıyorum. Şehitlerin olduğu bir ortamda eğlenceler, doğal olarak minimum düzeye inmişti. Değişmeyen tek şey ise çocukların her zamanki gibi hayat dolu gözleriyle etrafı süzüyor ve ellerindeki bayrakları heyecanla sallıyor olmalarıydı. Lise bandosu yine tüm hünerini sergiledi. Şehitlerimizin gölgesinde geçen bir 29 Ekim kutlaması yaşadık.

 

İşin Özü:

Terörün birinci amacı halkın psikolojisini bozup normal yaşantısının dışında yaşamaya zorlamaktır. Son günlerde verdiğimiz şehitler bizleri yasa boğdu. Bu yas, 29 Ekim kutlamalarına da yansıdı. Mustafa Kemal ve silah arkadaşları da 29 Ekim 1923 tarihine gelinceye kadar emri altındaki askerlerden on binlerce şehit vermişti. Ancak onlar yılmadılar ve yeni bir devlet yaratıp bizlere emanet ettiler. Bizler, sınırlarımıza vatan sevgisiyle dolu askerlerimizi yerleştirdik. Bu askerler de ataları gibi vatan uğruna şehit oldular. Atatürk’ün bir sözünü hatırlamakta yarar var: “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” Şimdi bize düşen görev bu badireyi bir an önce atlatıp geleceğe daha güçlü ve emin adımlarla yürümektir. İleri, hep daha ileri…

Uyarı:

Bu makalenin tüm fotoğraflarına www.aykutkorkmaz.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ustalar ve Çırakları


16/10/2007 · Kategori: Erzurum

Bana Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük kenti hangisidir diye sorsaydınız sanırım Erzurum derdim. Gerçi Erzurum dışında bu bölgede Malatya da gelişmiş bir kent görünümünde olsa da Erzurum daha büyüktür. Üniversitesiyle, hastaneleri ve askerî kuruluşlarıyla tam bir merkez şehir özelliğindedir Erzurum. Belki Ankara’daki rahatlığı Erzurum’da yaşayamıyorsunuz ama gelin görün ki doğudaki bir şehirden bahsediyorum. Hani halkının batı kentlerinden otuz yıl sonra elektrikle tanıştığı kentten.

Uyarı:

Bu makalenin devamına ve makale ile ilgili en güzel fotoğraflara www.aykutkorkmaz.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Çoru Nehri - İspir İDOS


16/10/2007 · Kategori: Erzurum

'>

Uyarı:

Bu video ile ilgili makaleye www.aykutkorkmaz.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Çoruh'ta Rafting Yapmak


16/10/2007 · Kategori: Erzurum

Çoruh nehrinin en coşkulu aktığı yerlerden birisi de Erzurum’un İspir ilçesi civarıdır. Bu yeşil ilçe, nüfusu 10,000’i bulan öğrenci, asker ve yerel halktan oluşan demografyasıyla küçük bir yerleşim görünümünde. Sınırları dahilinde bir yüksek okulun da bulunduğu ilçede yavaş yavaş pansiyon işletmeciliğinin de geliştiğini görmek mümkün.

Uyarı:

Bu makalenin devamına ve makale ile ilgili en güzel fotoğraflara www.aykutkorkmaz.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Yorum (yok) Yorum yaz!